KIDEMLİ YAZILIM GELİŞTİRİCİLERLE YAPTIĞIM 750 TOPLANTIDA ÖĞRENDİKLERİM

KIDEMLİ YAZILIM GELİŞTİRİCİLERLE YAPTIĞIM 750 TOPLANTIDA ÖĞRENDİKLERİM

Daha önce yaptığım 1:1 toplantı sayısı 250’ye ulaştığında bir yazı kaleme almış ve özel olarak hedef kitlemin ofis içi sorunlarına değinmiştim. Bugün rakam artık 750 olduğunda yeni bir yazı yazma gerekliliği doğdu. Öncelikle hiç tanımayanlar için baştan alayım, Crossover isimli bir şirketin Türkiye operasyonunu yönetiyorum. Hedefimiz Türkiye ve Dünyada senior kabiliyetlere ulaşmak, onları zorlu sınavlarımızdan geçirmek ve US teknoloji şirketlerinde uzaktan ve tam zamanlı çalışmak üzere işe yerleştirmek. Özellikle Java tarafında çok yoğun şekilde işe alımlarımız devam ediyor.

Özgürlük Arıyorlar, Gezmek İstiyorlar

30 yaş üzeri bir kitleden söz ediyoruz, hayatlarının büyük bir kısmı ofis ortamında geçmiş ve maddi sebeplerden değil yoğunluk nedeniyle çoğunlukla özgürce seyahat etme imkanları olmamış. Bu nedenle serbest çalışmayı ve gezmeyi çok istiyorlar. Bir kısmı kendi memleketine gidip bir süre orada yaşamak istiyor, bir kısmı uzun yurtdışı seyahatlerle hem çalışmak hem de gemzek fikrini çok cazip buluyor.

Zaten Yılda $100k Civarı Kazanıyorlar

Daha önce de söz ettiğim gibi ilk aylarda düşündüğümün aksine bizim 10 yıl ve üzeri deneyimli profillere ödediğimiz yılda $100k büyük bir çoğunluğu için hayat değiştirecek bir para değil. Zaten yan haklarıyla birlikte yılda benzer bir para kazanıyorlar. Bizimle çalışarak haftalık düzende ödeme almak ve tüm kararlarını kendilerinin vermesi fikri de cazip geliyor.

Deney Yapmayı Özlemişler, Yalnızca Yöneten Olmak İstemiyorlar, Teknolojiyi Önemsiyorlar

Kurumsal hayatın hantallığını hepimiz biliyoruz. Gönüllerince deney yapmayı ve istedikleri projelerde çalışmayı çok özlemişler. Tamamına yakını kendi özel zamanlarında yazılım geliştiriyor, atıl kalmış start-up fikirleri var ve bu fikirleri hayata geçirecek zamanlarının olmaması onları üzüyor. Sırf bu nedenden neredeyse tamamı sınavlarımızın gerektirdiği teknolojilere aşinalık kazanmak için sınav öncesinde kendilerini kısa bir kampa alıyor ve el alışkanlığı kazanmaya çalışıyorlar.

Şirketlerden gelen “seni yönetici yapalım” talebini anlamlı bulmuyorlar. Şirket yapıları iyi çalışanı ödüllendirmek yerine pozisyon yükseltip daha fazla ödeme üzerine kurulu. Pozisyonları yükseldiğinde üzerlerine almaları gereken sevk ve idare sorumluluklarını üstlenmek istemiyorlar. Yazılım süreçlerinde ve yeni teknolojilerde uzmanlaşmak onlar için daha önemli.

Mühendislik Konusunda Deneyimliler, Remote Öğrenmek İstiyorlar

Zaten 10 yılın üzerinde yazılım mühendisliği yaptıklarından mühendislik süreçlerine çoğunlukla hakimler fakat Crossover gibi 1700 kadar çalışanı uzaktan çalıştıran bir yapıya girip nasıl uzaktan (remote) dağınık ekipler yönetileceğini öğrenmek istiyorlar. Trendin bu yönde olduğunu gözlemleyebiliyorlar. İlk bakışta doğru araçlara hakim olmadıkları için %100 remote çalışma fikri akıllarında canlanmıyor. Bir kısmı bundan korkuyorlar, alışamamaktan çekiniyorlar.

İş Tekrarından, Kurumsal Bürokrasiden ve Yanlış Yönetim Baskısından Sıkılmışlar

Her gün ayın işi yapmaktan, aynı insanları görmekten, her sabah kalkıp işe gitmeye çalışmaktan ve akşam olduğunda yine dönmek için trafikte kalmaktan çok sıkılmışlar. Senede 1-2 haftalık tatilleri yeterli bulmuyorlar. Üretkenliklerinin bu şekilde köreldiğini hissediyorlar. Basit bir Java versiyon upgrade’i kararının bile kurumsal yapıda bir kaç yıl alması onları bunaltıyor.

Bazıları ise yönetim tarafından yapılan baskıdan sıkılmış. Yaptıkları işin sihir olmadığını bir süreç işi olduğunu anlatmaktan bezmişler ve artık yalnızca gülümsüyorlar. Karar vericilere her şeyin mümkün olduğunu söyleyip ellerinden geleni yapmakla yetiniyorlar.

BONUS: Kıdemli Yazılımcılar İçin Crossover’a Giriş Rehberi

Crossover’da tam zamanlı Chief Architect olarak çalışan bir arkadaşımla birlikte hazırladığımız yazıyı bonus olarak paylaşmak istiyorum. Sınav ve değerlendirme süreçlerini tüm detaylarıyla anlatıyor. Remote hayata geçişi düşünenler için faydalı olmasını dilerim!

[RÖPORTAJ] CROSSOVER NASIL BİR CHİEF ARCHİTECT ARIYOR? LUCİANO BARGMANN’LA ÖZEL

[RÖPORTAJ] CROSSOVER NASIL BİR CHİEF ARCHİTECT ARIYOR? LUCİANO BARGMANN’LA ÖZEL

Luciano Bargmann – Crossover Teknik Değerlendirme Sorumlusu

Luciano Bargmann – Crossover Teknik Değerlendirme Sorumlusu

Crossover Türkiye’de yaklaşık 11 aydır faaliyet gösteriyor. Bu süre zarfında 40 kadar işe alım gerçekleştirdik ve hız kesmeden yolumuza devam ediyoruz. Teknik değerlendirme süreçlerinin zorluğu hep bir tartışma konusu olmuştur Crossover için. İnce eleyip sık dokuyan ve 3 günlük proje ödevleri ile teknik adayları sınayan şirketin teknik değerlendirme sorumlusunu comTalks’a getirip soru-cevap yapmak istedim.

Türkiye’de yazılım alanında Architect (Mimar)’dan anlaşılanla US pazarındaki algının tamamen farklı olduğunu öğrenmem gerekti önce, sonrasında işler kolaylaştı. Luciano‘nun yorumları Crossover’da yılda $100k kazanan bir Chief Architect’in nasıl bir profil olduğunu bize anlatabilir.

Crossover’la uzaktan tam zamanlı çalışmayı planlayan okurlarımız başvuru yapmadan önce bilinmesi gereken herşeyi şuradaki sunumda bir araya getirdim.

SORU: Merhaba Luciano, okurlarımız için biraz kendinden bahseder misin? Nerelisin? Crossover’dan önce ne yapıyordun? Şu an Crossover’da tam olarak ne yapıyorsun?

Adım Luciano Bargmann, Crossover’da Teknik Değerlendirme bölümünün sorumlusuyum. Brezilyalıyım ve teknolojiye karşı derin bir tutkum var. Crossover’dan önce Dell ve HP’de Software Architect (Yazılım Mimarı), CTO ve IT Director olara çalıştım ve sonra kendi şirketimi kurdum. Crossover’da Yazılım Mimarlarından oluşan test yaratma, değerlendirme ve mülakat süreçlerini üstlenen bir takımı yönetiyorum.

SORU: Teknik değerlendirme işinin en büyük zorluğu nedir?

Değerlendirme sürecindeki hız ve kalite dengesini tutturmak en zor iştir fakat bunun yanında keyifli diyebileceğim bir meydan okumayı daha içerir, bu da yeni senaryolar hazırlamak, günlük iş hayatını temsil eden küçük sınamalar hazırlamaktır.

SORU: Şu an yoğun bir şekilde Java Chief başvuruları ile ilgilendiğinizi biliyorum. Java alanında bir Chief Architect Crossover’da ne yapar?

Bu profil içinde bulunduğu takımın teknolojide referans noktasıdır, uğraştıkları ürünün CTO şapkasını çoğu zaman takıp takıma teknik liderlik yampası beklenir; takım içindeki uyum ve üretkenliği arttırmak için zorlu projelerde hands-on çalışması da gerekir.

SORU: Peki Crossover için Java alanında bir Architect (Mimar) ve Chief Architect (Kıdemli Mimar) arasındaki asıl fark nedir?

Architect profili hands-on deneyimli biri olmak durumunda, küçük/orta ölçekli bir yazılım projesini veya büyük bir yazılım projesinin önemli bir modülünü yöneten ve bunun yanında en az bir dilde mimari seviyede çok derin bilgi sahibi olması gerekir, örneğin Java. Bu profil uykusuz gecelerde sıkı deadline’lara yetişmek için kod yetiştiren profildir. Proje production ortamına alındığında çıkacak tüm performans sorunları, ciddi hatalar ve aksaklıklar bu kişinin yüzünü kızartmalıdır. Yani projesini sahiplenmesi beklenir. Bir Architect’in aynı zamanda design pattern’lere hakim olması beklenir ki bu enterprise seviyede bir ürün geliştirilirken eklenecek, düzenlenecek özelliklerin daha az maliyetle ve zamanda eklenebilmesi ve performans gösterebilmesi, en önemlisi ise başka hatalara sebep olmaması için çok önemlidir. Bir Chief Architect ise tüm bu özelliklerin yanında birden fazla projeyi gündeminde tutabilen ve takip edebilen kişidir. Birden fazla projeyle aynı anda çalışması gerekir, ekiplere teknik anlamda vizyon göstermesi beklenir. Bilgi anlamında ekibin köşe taşı olduğu gibi en zor teknik kararları verip sorumluluk alması gerekir.

SORU: Peki bize rol model diyebileceğin Chief Architect’i anlatır mısın? Test ve değerlendirme süreçlerinde bu adamdan ne beklerdin? “İşte bu!” dediğin bir şey var mı? Hikayelerini paylaşır mısın?

Ellerini kirletmekten çekinmeyen, zeki ve pratik adamları arıyoruz. Son teknolojiden haberdar olmalarını bekliyoruz ve kendi kendilerine deneyler yapmalarını önemsiyoruz. Yalnızca tek bir dilde uzmanlaşmak değil, uzman oldukları dilin yanında yöresinde başka teknolojilere açık olmalarını ve deneyim kazanmış olmalarını bekliyoruz. Yazılım Mühendisliği süreçlerinin tüm adımlarına hakim olmalarını ve iş süreçlerinde en doğru araçları seçebilmelerini bekliyoruz. Bu bir framework, bir veritabanı veya bir front-end çözümü olabilir. Benim için “İşte bu!” denecek şey geçmişlerindeki farklı domain deneyimleri olabilir. Gerçek iş deneyimlerini, teknoloji tercihlerini ve sonuçlarını akıcı bir şekilde aktarabilmelerini beklerim.

SORU: Teknik değerlendirme tarafından bakacak olursak, Crossover’da Chief Architect olmak ne kadar zaman istiyor?

Bir dizi test ve proje sınavıyla iyininde iyisini yani “la crème de la crème”i arıyoruz. Tüm sürecin tek bir günde çözülmesini arzu ederdik fakat benim en büyük meydan okumamı hatırlatmak isterim; aday seçiminde hız ve kalite dengesi. Pazar konumlanmamız gereği kalite son derece önemli. Bir Chief Architect için birkaç adımdan geçerek 5 ile 15 gün arasında tamamlayabileceği bir süreç var Crossover’da.

SORU: Bazıları 15 yıl deneyimli Chief Architect ve Software Engineering Manager’lardan güncel hands-on kodlama deneyimi beklemenin adil olmadığını söylüyor. Bu konuda ne düşünüyorsun? Crossover neden tüm teknik profillerden hands-on kod yazabilmelerini bekliyor?

Bu harika bir soru. Crossover’ın kazanan stratejisi yazılım geliştirme süreçlerinde takımları hands-on yöneticilerle donatmaktan geçiyor, bu yolla bariz daha fazla sonuç üretiyoruz. Sebebiyse çok basit: Mesleğinin en iyilerinden oluşan bir takımı yönetmeniz bekleniyor. Eğer işinizin ehli olmadığınızı hissederlerse size saygı duymazlar. Buda genellikle projenin düşmesine sebep olur. Bizim proje liderlerimiz ne yaptığını çok iyi bilmeli ve verdikleri teknik kararları ekiplerine teknik dilde özgüvenle anlatabilmelidir.

Teşekkürler Luciano, seni comTalks’ta ağırlamak büyük bir keyifti.

Tüm okurlara selamlar, ben teşekkür ederim.

[RÖPORTAJ] GENÇ YAZILIM MÜHENDİSİ FURKAN YAVUZ’LA TANIŞIN

[RÖPORTAJ] GENÇ YAZILIM MÜHENDİSİ FURKAN YAVUZ’LA TANIŞIN

Daha önce Aurea isimli Amerikan teknoloji şirketi için çalışan Şeref Acet ve yine Amerikalı Accolite şirketinin Hindistan ayağı ile çalışan Tolga Karanlıkoğlu‘nun hikayelerini anlatmıştık. İki arkadaşımın ortak noktaları Crossover üzerinde zorlu sınavları geçtikten sonra Amerikalı teknoloji şirketleriyle tanışmış olmaları ve uzaktan-tam zamanlı şekilde çalışma hayatlarını sürdürmeleri.

Bu seriyi biraz daha geliştirmek adına genç bir Crossover yeteneğiyle sizleri tanıştırmak istiyorum. 91 Doğumlu yazılım mühendisi Furkan Yavuz‘la tanışın. Tolga da Şeref gibi Amerikan Aurea şirketi için çalışıyor. Bu yazı dizisinin hedefi yazılım konusunda uzmanlaşan insan kaynağının cesaretlenmelerini ve yabancı şirketlerle çalışmak için bir  adım atmalarını sağlamaktır. Siz de Crossover üzerinden zorlu sınavları geçip Amerikalı teknoloji şirketleri ile çalışabileceğinize inanıyorsanız şuradan kendinize uygun bir pozisyon bakabilirsiniz.

Bize biraz kendinden bahseder misin? Ne uzmanısın? Ne yaparsın?

Öncelikle merhaba, kısaca geçmişimden bahsedecek olursam; 1991 İzmir doğumluyum. Üniversite aşamasına kadar İzmir’de yaşadım. Ardından Gebze Teknik Üniversitesi’nde Bilgisayar mühendisliği okudum. Eğitimim devam ederken part-time çalışmalarım, bölüm arkadaşlarımla yaptığım mobil uygulama deneyimlerim oldu.

Mezun olduktan sonra Türk Hava Yolları’nda 2 yıl Java yazılımcısı olarak çalıştım. Bu süre boyunca kurusal firmaların kariyer basamaklarını anlamaya çalıştım ve geleceğe ait projeksiyonumu güncelleme fırsatı elde ettim. Mevcut işim devam ederken, yurtiçi ve yurtdışı bir çok işe alım mülakatlarına girdiğim 6 aylık bir sürecin sonunda Crossover ile LinkedIn üzerinden karşılaştım. Mülakatı başarıyla geçtikten sonra nihayet Türk Hava Yolları’ndan istifa ettim. Şuanda Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Bilgisayar bölümünde yüksek lisans yapıyorum ve 5 aydır Crossover’da Java Engineer olarak çalışıyorum.

Elimden geldiğince güncel teknolojileri takip etmeye çalışıyorum. Yetişmek neredeyse imkansız fakat en azından nasıl çalıştıkları hakkında fikir sahibi olacak kadar bilgi edinmeye çalışıyorum. Crossover’ın mülakatlarını, eksiklerimi farketmem ve kendimi geliştirmem için fırsatlar olarak değerlendiriyorum. Geçen hafta Java Software Architect pozisyonuna başvurdum ve sürecin sonuna kadar ulaşmayı başardım ama son aşama olan Skype Interview aşamasını geçemedim. Fakat bu tecrübe ve aldığım feedback’ler bir sonraki başvuruma daha hazır olmamı sağlacaktır diye düşünüyorum.

Crossover CEO’su Andy Tryba ve Furkan Yavuz

Crossover CEO’su Andy Tryba ve Furkan Yavuz

Normal bir gün yataktan kalkmanla beraber nasıl başlıyor mesela?

Her gun aynı şekilde geçmese de genel olarak benimsediğim rutinim şöyle; artık sabah alarm kullanmıyorum. Vücudum yeterince dinlenene kadar uyuyorum (tabi abartmadan). Genelde gece 12 gibi yatıp 8 civarı uyanıyorum. Kahvaltıyı uzun uzun yaptıktan sonra spora gidiyorum. 1 – 1 buçuk saat kadar spor salonunda vakit geçiriyorum. Gün içerisinde yapmam gereken işler varsa halledip öğleye doğru çalışmaya başlıyorum. Günlük yarım saatlik bir scrum oluyor ve genelde öğle saatlerine denk geliyor. Öğlen işe başladığım için genelde akşam 7-8’e kadar çalışıyorum. Hafta içi hafta sonu diye ayrım yapmıyorum. Haftanın seçtiğim iki gününü kendime ayırıp kalan 5 gün 8’er saat çalışıyorum. Nadiren de ols ünd 0 saat çalıştığım günler oluyor. Şimdiye kadar haftalık 40 saatin üzerinde çalışmadım.

Uzaktan çalışmanın en güzel yanı ne sence?

Uzaktan çalışmanın en güzel yanı çalışma saatlerinin özgürlüğü bence. İkinci sıraya da üstlerinizin sizin üzerinizdeki baskısını minimize etmesi olabilir. Ardından şunları ekleyebilirim: Trafik çilesini sıfırlaması, çalışma mekanı seçim serbestliği ve dünyanın farklı farklı ülkelerinden arkadaşlarınızın olmasını sağlaması. Normal bir kurumsal firma ile karşılaştırma yapacak olursam önceden 12’de yatıp 6 buçukta zar zor kalkardım. Koşarak fırından poğaça alır servise yetişmeye çalışırdım. Yol boyu trafik çilesi, iş yerinde uykusuzluk ve baş ağrısı. Geçip giden verimsiz saatler, anlamsız toplantılar, karşılıksız terfi beklentileri, yazılımıcı üzerindeki takım lideri, analist, proje yöneticisi ve müdür baskıları… Benzerlerini yaşayan vardır diye düşünüyorum. Şuanda tüm bu sorunlardan kurtuldum.

Uzaktan çalışmanın en zorlayıcı yanı ne sence?

Kendinizi disipline edemeyen birisiyseniz muhtemelen bu iş zor gelecektir çünkü 40 saat verimli çalışmak ile 40 saat iş yerinde bulunmak aynı şey değil. Artık verdiğiniz çay kahve araları veya koridor muhabbetleri için para almıyorsunuz. Kapağı attım artık çalışmasam da olur diyorsanız muhtemelen size göre bir iş değil. Bahsettiğim konular uzaktan çalışmada kişinin yalnız kendi kalitesine baktığı için disiplinli olmalısınız. Son olarak iletişim becerileriniz ve ingilizce bilginizin iyi olması gerekiyor. Gereksinimleri iyi toplamalı, iyi analiz etmeli ve beklenen sonucu üretebiliyor olmalısınız. Analist diye bir kavram bulunmadığı için proje yöneticisi ile birebir iletişim halinde oluyorsunuz. Bu yüzden sadece kod yazmayı biliyor olmak yetmeyebilir.

Biraz mesleki sorulara girelim, code review gibi işleri nasıl yapıyorsunuz?

Girdiğim firmada Code Quality takımında çalışmaya başladığım için soruya hakkıyla cevap verebileceğimi düşünüyorum. Kodlarımızı local Branch’lerimizde geliştirmeyi tamamladıktan sonra SCM server’a gönderiyoruz ve Master Branch’e pull request açıyoruz. Ekibimizde bulunan Java Architect kodlarımızı bu pull request üzerinden inceliyor ve gerekli değişikleri talep ediyor. Değişiklikleri yaptıktan sonra pull request’iniz kabul ediliyor. Yazdığınız kodların testleri ve güvenlik analizleri de ilgili programlarla yapılıyor. İlk projemde bir çok farklı yazılımın code coverage’ını yapma fırsatım oldu. Yapacağımız işler project tracking yazılımı ile bize geliyor. Tamamladığınız task üzerinden performansınız aşağı yukarı belli oluyor. Şunu da ifade edebilirim ki kişisel fikirlerinize ciddi anlamda değer veriliyor. Yani bir sorunu çözecek bir fikirle gelirseniz ve başarılı olduğunu ispatlarsanız üstlerinizden tebrik maili alabiliyorsunuz.

Ekip nasıl yönetiliyor? Haftada kaç kez ekip arkadaşlarınla görüşüyorsun?

Şuanki ekibimde 1 project manager, 1 architect ve 3 developer bulunuyor. Günlük yarım saatlik toplantı oluyor bu toplantıda progress’i ve blocker’ları konuşuyoruz. Bunun dışında ortak dökümanlar, mail ve Skype ile iletişimde kalıyoruz. Toplantılar sadece hafta içi oluyor. Genelde toplantılara katılmak zorunlu fakat haklı sebeplerle girmediğim günler olabiliyor. Karşılaştığım sorunları genelde takım arkadaşlarımla Skype üzerinden hızlı bir şekilde tartışıp sonuca varabiliyorum. Uzaktan çalışma birbirinden kopuk bir ekip anlamına gelmiyor.

Ödemelerini nasıl alıyorsun?

Ödemeler haftalık olarak elime geliyor. Şuana kadar bi aksama olmadı. Çalıştığım saati hemen hemen eksiksiz aldım. Bir keresinde ikinci ekranımda açık olan iş ile alakasız bir siteden dolayı kesinti oldu. Bu yüzden buna dikkat etmek gerekiyor. 10 dakikada bir ekran görüntüsü ve kamera görüntüsü alındığı için iş esnasında başka bir işle uğraşmamanız bekleniyor. Hesabınızdan para çekerken ufak bir kesinti oluyor. Para haftalık yattığı için maaşınızı hesaplarken bir yılda 52 hafta olduğunu unutmayın. 

Sigorta vs konularını nasıl hallediyorsun?

Genel sağlık sigortasından faydalanmak ve emeklilik günümü doldurmak amacıyla sigortamı kendim ödüyorum. Benim için sigorta yatırmıyor veya bana öğle yemeği için yemekhane hizmeti vermiyor diye bir kurumda çalışmayı riskli görmek açıkcası bana çok mantıklı gelmiyor. Sonuçta kazandığımız parayı nasıl değerlendireceğimizi bilen insanlarız. Yıllık izin henüz kullanmadım ama yine game changer bir olay değil yıllık izin. Ücretsiz olarak 2 hafta ayrılabiliyorsunuz diye biliyorum.

Senin gibi uzaktan çalışmak isteyenlere tavsiyelerin neler olur? Öğrenim, sınav hazırlığı vs biraz açar mısın?

Bu çalışma şeklini çok değerli bir fırsat olarak görüyorum. Eğer mevcut işinden mutlu olmayanlar varsa en azından mülakatları denemelerinde fayda var. Bir kayıpları olmayacak ve belkide yepyeni bir hayat şekline geçmiş olacaklar. Mülakatlarla ilgili şunu söyleyebilirim; project trial aşaması bence en önemli aşama çünkü 3 veya 6 günlük bir zamanda sizden her şeyiyle tam bir program yazmanız isteniyor. Bu da mevcutta çalışan insanlar için yorucu olabilir. Bu yüzden haftasonuna denk getirecek şekilde projeyi başlatma tavsiyesi verebilirim. Projeler güzel seçilmiş ve zorlayıcı gereksinimleri bulunuyor. Herhalde beni sınırlarımı zorlamaya iten en önemli aşama proje aşaması. Skype mülakatında açık ve anlaşılır bir biçimde sorulara cevap vermeniz, anlaşılır bir ingilizce konuşmanız ve gerçekten size sorulan sorulara doyurucu cevap vermeniz bekleniyor. Mülakatlara 3 ayda bir girebiliyorsunuz. Başarısız olursanız size eksiklerinizi söyleyen bir mail geliyor. Burdan eksikleriniz kapatabilirsiniz.

Son olarak harekete geçmeye cesaret edemeyenler için “Audentes Fortuna Iuvat” diyorum.

[RÖPORTAJ] YAZILIM MÜHENDİSİ TOLGA KARANLIKOĞLU’YLA TANIŞIN

[RÖPORTAJ] YAZILIM MÜHENDİSİ TOLGA KARANLIKOĞLU’YLA TANIŞIN

Yazılım Mühendisi Tolga Karanlıkoğlu

Yazılım Mühendisi Tolga Karanlıkoğlu

Sizinle Crossover üzerinden Amerikalı Accolite Labsşirketinin Hindistan ayağında Yazılım Mühendisi olarak işe yerleşen Tolga Karanlıkoğlu’nu tanıştırmak istiyorum. İzmir’de yaşayan Tolga, ailesini ve günlük hayatını detaylı bir biçimde bizimle paylaştı. Eğer sorularınız varsa yorum bölümünden Tolga’ya iletebilirsiniz. Sizde Tolga gibi uzaktan ve tam zamanlı olarak çalışabileceğiniz yazılım pozisyonları ile ilgileniyorsanız şu adrese göz gezdirebilirsiniz.

Bize biraz kendinden bahseder misin? Ne uzmanısın? Ne yaparsın?
Bendeniz Tolga Karanlıkoğlu, 1980 yılında doğdum. Doğu Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Fakültesi’nden 2004 yılında mezun oldum. Crossover’da Software Engineer pozisyonunda iştigal ediyorum. Architect sınavlarına da girdim, inşallah yakında Architect pozisyonuna yükseleceğim. İzmir’de, Folkart Kuleleri’nde kendi ofisim var, orada çalışıyorum. 0, 2, 4 ve 6 yaşlarında dört (sayıyla 4) çocuğum var. İş ve çocuklar çok zamanımı alsa da oldukça zevkli meşkaleler olmakla birlikte hayatım bunlardan ibaret değil; yayınlanmış üç kitabım bulunuyor ve dördüncüsü de yakında çıkacak inşallah. Ayrıca Okuyan Çocuklar diye bir proje yürütüyorum, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde eğitim görme uğrunda zorluklar çeken öğrencilere ve bunları okutmakta güçlük çeken okullara üç-beş demeden yardımlar gönderiyoruz (facebook.com/okuyancocuklar).

“Uzmanlık” konusuna gelirsek, kavram pek çok varyasyonlara açık olsa da kendimi uzman gördüğüm konular bir hayli fazla, örneğin sıkışan kavanoz kapaklarını açmak, evde ve vahşi doğada geniş ailemize musallat olan börtü böceği yuvasına kadar kovalamak, arada penceremizden süzülen çizgiflim kötü adamlarını kışkışlamak, evde hiç eksik olmayan bozuk eşyaların tamiri, küçük ressamların sanat eserleriyle bezendiği duvarların boyanması ve bilimum kırık, çıkık, patlak ve işlevsiz araç-gerecin usulünce tamir edilip eğer ömrünü tamamen tüketmişse usulünce ortadan kaldırılması benim uzmanlıklarımdan sadece küçük bir seçkidir. Ama siz mesleki uzmanlıktan bahsediyorsunuz sanırım, o konuya da kısaca değineyim.

Karanlıkoğlu Ailesi

Karanlıkoğlu Ailesi

Hayatım boyunca yazılım üzerine çalıştım ve sadece bu işten para kazandım. En son işim olan, Türkiye’nin sanayi endeksinde ilk 500 içinde olan bir mobilya fabrikasının bilgi işlem müdürlüğü pozisyonunu kendi işimi kurmak amacıyla bıraktım. Yazılım konusunda en uzman olduğum konu yeni teknoloji ve trendlere adapte olmaktır. Örneğin şu anda çalışmakta olduğum Crossover firmasına (nasıl girdiğimin detaylarını az sonra anlatacağım) girerken bir deneme projesi vermişlerdi ve burada pek çok teknolojiyi kullanmam istendi. Projeyi ilk okuduğumda sanki Orhun Yazıtları’nı tercüme etmem gerekiyordu, çünkü yazdığı teknolojilere hakim olmayı bırakın hayatımda kimilerinin adını bile duymamıştım. Adını duyduklarımdan ise o denli habersizdim ki söz konusu teknolojiler için “rahmetli anneannem köyde sabahları bize hep pişirirdi” deseniz inanabilirdim. Neyse, projeyi kabul ettim ve önümde sürekli olarak üç günden geriye sayan bir sayaç vardı. Projenin çok katı eleme koşulları vardı (örneğin unit testiniz çakarsa sorgusuz sualsiz eleniyorsunuz). Üç gün içinde bu teknolojileri öğrenip, kullanıp, projede istendiği şekilde uygulamalı ve destan gibi istedikleri raporda öyle bir anlatmalıydım ki sanki doğarken koltuk altımda o teknolojiyle annemden çıkmışım havası vermem gerekiyordu. Neticede ilk denemede yeterli kalite standardını tutturamadım, ama projem tam ve eksiksiz çalışıyordu, tam istendiği şekilde dokümante edilmişti ve istenen tüm teknolojiler kullanılmıştı. Ben de son üç senede öğrenmediğim kadar çok şeyi o üç günde öğrendim ve nerede hata yaptığım hakkında düşünüp, çalışıp aynı pozisyona tekrar başvurdum ve 15 gün kadar süren bir inceleme ve sıra sıra mülakatlar sonucunda pozisyona kabul edildim.

Normal bir gün yataktan kalkmanla beraber nasıl başlıyor mesela?
Sabah 05:50’de kalkıyorum. Şu an Crossover Marketplace’inden beni seçen firma Hindistan’da olduğu için ve aramızda üç buçuk saat fark olduğu için onlar da mesaiye yeni başlamış oluyor o saatlerde. Saat 6da bilgisayar başında hazır oluyorum ve tüm çalışanlarla merhabalaşıp güzel dileklerimi ilettikten sonra günümü planlayıp hazırlıklarımı yapıyorum. Saat 7’de 4 ve 6 yaşındaki çocuklarımı kreş için kaldırıyorum. Dördüncü bebeğimiz doğalı henüz 15 gün olduğu için annesi genelde sabaha kadar onunla uğraştığından yorgun oluyor ve çocukları giydirip servise teslim etmek için onları hazırlamasına yardım ediyorum. Sonra tekrar oturuyorum bilgisayar başına.

Karanlıkoğlu Ailesinin 3 Büyükleri

Karanlıkoğlu Ailesinin 3 Büyükleri

Türkiye saati ile 08:30’da günlük toplantımız oluyor. Yarım saat kadar günlük updateimi veriyorum. Hintlilerin konuştuğu İngilizce’yi anlamak dışında pek dert olmuyor toplantılarda. Ortamımız gayet dostane ve herkes sadece en iyiperformansını sergilemeye odaklı. Sonra bir saat kadar daha çalışıp spor salonuna gidiyorum. Bir saat kadar salonda çalıştıktan sonra duşumu alıp ofisime geçiyorum. Ofiste sıkı bir çalışmadan sonra akşam üstü bir ara veriyorum. Bizde saat 3-4 olduğunda Hindistan’daki mesai bitmiş oluyor ve bir kahve ile atıştırmalık ufak bir şeyler almak için ofisin karşısındaki markete gidiyorum ve kısa bir tur atıp sürekli oturmanın verdiği dezavantajla başa çıkmaya çalışıyorum. Eğer halletmem gereken bir iş yoksa (bazan arabayla veya resmi kurumlarla ilgili işler olabiliyor, ya da çocukların doktoru, okulu, şusu busu çıkıyor bazan) ofise geri dönüp birkaç saat daha çalışıyorum. Sonra arabaya atladığım gibi eve dönüyorum ve ilk soruda bahsettiğim uzmanlıkları silsile halinde uygulamaya geçiriyorum.

Karanlıkoğlu Ailesi

Karanlıkoğlu Ailesi

Uzaktan çalışmanın en güzel yanı ne sence?
Uzaktan çalışmanın tek güzel şeyi her şeyi. Geçen sitenizde bir yorumumda dediğim gibi iş disiplinine girmek için illa birilerinin sizi gütmesi gerekmiyorsa tüm yeryüzü sizin ofisiniz ve tüm zaman sizin çalışma zamanınız olabilir. Yorgun mu hissediyorsun? İki saat kestir abi, akşam iki saat fazla çalışırsın. Veya bahar ayrlarının gelip gönül yaylarını gevşettiği bu güneşli günde ofise tıkılıp kalmak istemiyor musun? Üstelik bizim gibi Çeşme’nin lüks otellerinde geçerli indirim kartın mı var? Doldur çoluğu çocuğu arabaya, otobandan dosdoğru yardır Çeşme’ye, yerleş otele, havuzuna denizine girip akşam çocuklar uyuduktan sonra otur bilgisayar başına sabaha kadar çalış. Hocam sene olmuş 2016, yoksa sen halen sabah ilk otobüsü yakalamak için mi koşturuyorsun? Yapma be paşam, canına yazık…

Uzaktan çalışmanın en zorlayıcı yanı ne sence?
Benim için değil ama çok kişi için iş disiplinine girmek olabilir. Sabah kalkma konusunda sorun yaşayan biriyseniz günün verimli saatlerini kaçırıp performanızı düşürmek olası. Veya bizimkisi gibi kalabalık evlerde yaşıyorsanız ev ahalisinin “şu çocuğu tut da ben çorbayı karıştırayım” veya “bugün de çöp vergisinin son günü” tarzı salvolardan kendinizi sakınmanız zor olabilir. Bir de bayanlar genelde sosyalleşme ihtiyacı içinde oluyor, bayanlar pek sevmiyor uzaktan çalışma işini. Neyse, ben çalışma hayatında çok zor dönemler geçirdiğim için uzaktan çalışmanın hiçbir şeyi bana zor gelmiyor.

Biraz mesleki sorulara girelim, code review gibi işleri nasıl yapıyorsunuz?
Bu tür şeyler bir yerden sonra artık hep aynı oluyor. Ayrıca bu tür işlerde çalıştığınız firmaların kendilerine özgü bir takım standartları oluyor ve siz o standardın dışına pek çıkamıyorsunuz. Onlara uymayı öğrendiniz mi code review işlemi o güne kadar yaptığınıza kıyasla bambaşka bir işlem olabiliyor. Yine de ortak bir paydada tümünü buluşturmak gerekirse bir an için sorumlu bir çalışan olup kendinizi en memnuniyetsiz, en her şeyi beğenmez yönetici ve müşteri yerine koyup işinize o gözle bakmalısınız. Eğer bunu bir yerden eleştirmeyi ya da patlatmayı kafanıza taksanız nereye yüklenirsiniz? Kendinizi bu gözle bakıp ürününüzü bu şekilde samimice eleştirebilirseniz toptan yok edilmesi gerektiren veya daha iyi olabilecek yerleri hemen bulursunuz. Ben hep bu şekilde yaklaşırım ve yazdığım kodlar nadiren geri gelir.

Ekip nasıl yönetiliyor? Haftada kaç kez ekip arkadaşlarınla görüşüyorsun?
Haftanın her günü (hafta sonu değil, sadece mesai günleri) TSİ 08:30’da toplantı var. Bunun dışında kendi yöneticim ve bağlı bulunduğumuz departmanların (test gibi) yöneticileriyle sürekli iletişim halindeyiz. Dünyanın değil uzayın bile farklı köşelerinde olsanız her türlü işi sağlıklı şekilde yürütebilmek için tüm ilgililerle sağlıklı ve olumlu iletişim kanalları geliştirmek zorundasınız. Ekibin yönetiminde ise pek bir sorun yok, göreviniz size açıklanıyor ve yöneticinizle ekran paylaşmalı bir quick call’dan sonra sorularınızı yöneltiyorsunuz, varsa önerilerinizi söylüyorsunuz. Amacım bana verilen işi en kısa sürede üstümden atmak değil de benden istenen şeyi en mükemmel şekilde yapmak olduğu için genelde ilaveler öneririm veya var olan şekil üzerinde geliştirmeler önerip bunların sorumluluğunu üstlenmek isterim. Bugüne kadar bu isteklerimin kabul edilmediği pek fazla olmamıştır.

Ödemelerini nasıl alıyorsun?
Çok güzel alıyorum =) Haftanın en sevdiğim günü Salı günüdür. Hak edişleri hesaplamak için bilgisayarımızda Crossover WorkSmart diye bir program yüklü. O bizim aktivitelerimizi kaydedip siteye yüklüyor. Burada uymak gereken kurallar var. Örneğin her on dakikada bir web kamerasından alınan görüntülerin iki tanesinde üst üste iş başında görünmüyorsanız veya belirli program ve sitelere çok fazla giriyorsanız bunun açıklamasını vermeniz gerekiyor. Eğer bir suistimal peşinde olmadan samimi bir şekilde çalışırsanız zaten bu tür durumlarla pek karşılaşmıyorsunuz. Neyse, bu programın gösterdiği saat üzerinden saat ücretiyle hak edişiniz hesaplanıyor ve ertesi hafta Salı günü Payoneer hesabınıza yükleniyor. Oradan bankaya transfer ve voila! paralar cebinizde. Yazarken bile bir hoş oluyor insan =)

Sigorta vs konularını nasıl hallediyorsun?
Kendim kendi şirketimin sahibiyim, kendime her ay kazancımla orantılı olarak Bağkur parası yatırıyorum.

Senin gibi uzaktan çalışmak isteyenlere tavsiyelerin neler olur? Öğrenim, sınav hazırlığı vs biraz açar mısın?
Bakın kabaca bir hesap yapalım, bu hesabı sitenizdeki bir yorumumda da yaptım: Türkiye’nin en büyük ikinci holdinginin bilgi işlem müdürü ayda 10,000 USD maaş alıyor. Bu abimiz bizim gibi haftada 40 saatten ayda 160 saat çalışıyor diyelim (ki çok daha fazladır). Abimizin saat ücreti 10000 % 160 = 62,5$ eder. Sorumluluğu altında bir banka ve sayısız fabrikalar var. Öyle ki bunlardan bazılarında şalter inişi felaket demektir, şalter indi mi milyon dolar zarar yazar. Ne olursa olsun, dünyaya gök taşı çarpıp insan ırkı yok olmadığı sürece hiçbir bahane kabul etmeden şalterin açık kalması gereken birden fazla yer var bu abinin sorumluluğunda.

Şimdi bizim tarafa geçelim. Architect pozisyonundaki abiler bizde saatliğine $50 ücret alıyorlar. Crossover.com sitesine ücretsiz olarak üye olup oradaki iş ilanlarına bir göz atarsanız saatlik $50’nin bizim şirkette öyle çok da yüksek bir ücret olmadığını, bu rakama rahmet okutacak meblağların döndüğü pozisyonların bolluğunu ve sürekli açık olduğunu görürsünüz.

Şimdi ikisini karşılaştıralım: bilgi işlem müdürlüğü işinin ne olduğunu iyi bilen bir insanım çünkü sözünü ettiğim holding ile karşılaştırılmayacak derecede küçük bir firma için yıllarca yaptım. Boyunuzdan büyük stersi var ve ücreti de işte bu kadar. Öbür yandan sabah bir küçük toplantı, sonrasında gym ve İzmir’e 31. kattan bakan manzaları ofisinizde kahve ve TRT3 radyosu eşliğinde programlarnızı yazma işi ise fütürizm kokan filmlerde geçen bir fantei değil, benim her gün yaşadığım şu anki standart hayatım. Hocam elini vicdanına koy da söyle, sence hangisi daha mutluluk verici? Ağabeyinden kendine fabrika kalan dünün köylüsü, bugünün beyefendisi bir enayi patronu mutlu etmek için kendine çalışıyormuş izlenimi veren sirk maymunlarının değirmenine su taşımak için hayatını boyun kadar bir rendede rendelemek mi yoksa neyi ne zaman ve ne kadar yapacağına kendin karar verip paranı kazanmak mı?

Sanırım uzaktan çalışmanın faziletlerini kavradınız artık, şimdi gelelim bunu nasıl başaracağınıza. Öncelikle gidip su ürünleri, bilgisayarlı muhasebe, istatistik mühendisliği falan okuyacağınıza doğru düzgün İngilizce öğrenin. İnanın yabancı dil öğrenmek çok önemli, çünkü dünya yazılım piyasasında dönen paranın %90’ı Amerika Birleşik Devletleri üzerinden dönüyor ve sizin bir şekilde bu pastadan bir parmak alabilmeniz için bir ABD’li işletmeciyle iyi kötü anlaşabilmeniz lazım. Türkiye’de yazılım işi ne yazık ki sadece belli başlı ürünlerin satışından ibaret. Yazılım geliştirme, yeni teknolojiler üretme konusunda pek istekli bir ülke değiliz. Türk işletmecilerinin de bilinç düzeyi ortalaması pek yüksek değil, bir yazılıma neden ihtiyaç duyabileceğini düşünmek yerine babasından-dedesinden gördüğü bir takım işletmecilik ritüellerini tekrarlamayı tercih ediyor. Hasbel kader yanına yaklaşmayı başardığınız bir işletmeci ise sizin dört başı mamur bir ürün ve uzun süreli destek paketini 20bin TL’ye mâl ettiğiniz bir ortamda aynı ürün için 700 TL teklif eden birisine işi verebiliyor. İşletmeci hiçbir boyutu düşünmeden sırf ilk andaki yatırım mâliyetinin düşük olmasından dolayı mükemmel projenizi muhtemelen çöpe atacaktır.

Son tavsiyem ise asla rahat peşinde olmayın; yazılım trendleri sürekli değişmekte ve hızla yeniliklere doğru evrilmektedir. Sizin bugün bildiğiniz ve iyi para kazandığınız şey üç sene sonra herkesin çoktan unuttuğu bir şey haline gelebilir. Eğer gezdiğiniz sokakta en iyisi sizseniz belki de yeni bir sokağa gitme vakti gelmiştir. Durumunuzun rehaveti içine girip rahat etmek isterseniz bundan bir-iki sene sonra beklemediğiniz bir yerde bulabilirsiniz kendinizi. O nedenle sürekli daha zorlayıcı, daha büyük ve daha mücadele gerektiren projelerin içinde yer almaya bakın derim.

[RÖPORTAJ] KIDEMLİ BÜYÜK VERİ MÜHENDİSİ ŞEREF ACET’LE TANIŞIN

[RÖPORTAJ] KIDEMLİ BÜYÜK VERİ MÜHENDİSİ ŞEREF ACET’LE TANIŞIN

Crossover üzerinden Aurea isimli Amerikan teknoloji şirketi için Senior Big Data Engineer (Kıdemli Büyük Veri Mühendisi) olarak çalışan sevgili Şeref Acet‘le kısa bir röportaj yaptık. Tanımak isteyeceğinizden eminim, Şeref’e sorularınızı yorumla iletebilirsiniz.

Eğer sizde Şeref gibi uzaktan çalışmak isterseniz Crossover’daki açık pozisyonlara şuradan bir göz gezdirebilirsiniz!

Bize biraz kendinden bahseder misin? Ne uzmanısın? Ne yaparsın?

2010 TOBB ETÜ Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum.6 senedir yazılım uzmanı olarak bankacılık, online reklamcılık ve telekom sektörlerinde çalıştım. Özellikle Son 3 senedir big data teknolojileri üzerinde çalışıyorum.

Normal bir gün yataktan kalkmanla beraber nasıl başlıyor mesela?

Bu sorunun cevabını çok değişkenlik gösteriyor. İlk olarak yaptığım şey yataktan kalkar kalkmaz kahve içmek. Eğer sosyal hayatımla ilgili bir kaç işim varsa onları önce onları hallediyorum sonra da çalışmaya başlıyorum. Ara sıra psikolojime göre kendime off ilan ettiğim günler olabiliyor.Ne zaman çalışmak istersem o zaman çalışıyorum diyebilirim kısacası.

Crossover CEO’su Andy Tryba ve Şeref Acet 10 Aralık’ta İstanbul’da düzenlenen Happy Hour etkinliğinde.

Crossover CEO’su Andy Tryba ve Şeref Acet 10 Aralık’ta İstanbul’da düzenlenen Happy Hour etkinliğinde.

Uzaktan çalışmanın en güzel yanı ne sence?

Benim düşünceme göre işe yetişme derdinin olmaması , uzun uzadıya toplantıların olmaması ve zamanını kendin belirleyebilmek en güzel yanları.

Uzaktan çalışmanın en zorlayıcı yanı ne sence?

Bazı zamanlarda başkasının koduna bağımlı iseniz kodu yazan  insana anında ulaşamıyorsunuz bu durumda problemleri genelde kendi başınıza çözmeniz gerekiyor. İlk başlarda zorlayıcı gelse de zamanla insan kimseye ihtiyac duymadan her işi kendisi halledebiliyor. Kod okuma hızınız ve kod anlama hızınız da buna paralel olarak çok hızlı gelişiyor. Bu başlarda biraz zorluyordu , şimdiler de bir problem çekmiyorum.

Biraz mesleki sorulara girelim, code review gibi işleri nasıl yapıyorsunuz?

ReviewBoard‘umuz var. Apache projelerinde çalışmış olan arkadaşlar yada ilgi gösteren arkadaslar bilirler. Bir yazılımcı yazdığı implementasyonu nedenleriyle , değiştirdiği dosyalarla ve sonuclarıyla birlikte ReviewBoard’da paylasıyor. Ekipte olan kişilerden müsait olanlar kodu mimari, kod düzeni, buglar açısından kontrol ediyor.Yapılabilecek daha iyi bir tasarım varsa o konuda yorumlarını ekliyor. Review eden kişi “Ship It” onayını vermeden de yazılımcı kodu kod repository’e commitleyemiyor. Bu durumda “clean code” olayına oldukça yakınsamış oluyoruz.

Ekip nasıl yönetiliyor? Haftada kaç kez ekip arkadaşlarınla görüşüyorsun?

30 dakikayı geçmemek suretiyle Günlük scrum meetingler yapıyoruz. Dün neler yaptığımızı , bugün ne yapacağımızı ve blocker bir issue varsa işimize engel olan onları paylaşıyoruz. Hafta da bir gün ise haftalık toplantılarımız oluyor. O hafta hangi issue’lari kapatabildik , proje planımızın neresindeyiz gibi konuları ele alıyoruz. Sprintlerimizi 1 hafta olarak koşuyoruz bu da rapid development a fazlaca katkı sağlıyor.

Ödemelerini nasıl alıyorsun?

Normal bir çalışan gibi ödemelerimi banka yoluyla alıyorum. 

Sigorta vs konularını nasıl hallediyorsun?

Aynı Etkinlikte Şeref’le Birlikte Çektirdiğimiz Fotoğraf

Aynı Etkinlikte Şeref’le Birlikte Çektirdiğimiz Fotoğraf

Şirketim olduğundan dolayı şirketim üstünden kendi sigortamı yatırabiliyorum.

Senin gibi uzaktan çalışmak isteyenlere tavsiyelerin neler olur? Öğrenim, sınav hazırlığı vs biraz açar mısın?

Uzaktan çalışmak için en önemli kriter insanın kendi disiplinini sağlamasıdır. Uzaktan çalışan yazılımcı gerekli motivasyonu, gelişimini kendisi sağlamak zorunda. Normal ofis hayatında olan passive learning durumu remote çalışanlar için pek mümkün değil. Kendi zamanını yönetmekte önemli bir kıstas. Yazılım yapmayı seven insanlar için çok zor durumlar değil bunlar.Eğer yazılım yapmayı seviyorlarsa herşey daha da kolaylaşıyor.

Öğrenim ve sınav hazırlığı için olabildiğince kod inceleyip kod yazılması gerekiyor. Ben kendimden örnek verecek olursam ; olabildiğince open-source projeleri takip ediyorum. Orada yazılan kodlara bakıyorum onların bakış açısını kendi bakış açımla harmanlayabilmek için.

Up-to-date kalmak için yeni teknolojilere hakimiyet benim gözümde çok önemli. Twitter’da ünlü yazılımcıların hesaplarını ve Open-source projelerini twitter hesaplarını takip etmelerini öneririm. Hem yeni çıkan release lerde anında haberleri olmaları acısından hem de yazılımcıların paylaştığı architecture gibi çok değerli bilgilere kolay ulaşmaları açısından twitter gerçekten bulunmaz bir nimet.Jay Kreps,Patrick McFadin , Martin Odersky, Michael Noll,Taylor Goetz ve niceleri. Adamlar yazıyor faydalanmakta yarar var 

YAZILIMCILARLA YAPTIĞIM 250 TOPLANTIDAN NELER ÖĞRENDİM?

YAZILIMCILARLA YAPTIĞIM 250 TOPLANTIDAN NELER ÖĞRENDİM?

Daha önce farklı vesilelerle bahsettiğim 1’e 1 tanışma toplantılarımda geçtiğimiz hafta sonu itibarıyla 250’ye ulaşmış bulunuyorum. Büyük bir çoğunluğu kurumsal şirketlerde çalışan yazılım mimarlarıyla yaptığım 250 kadar yüz yüze görüşmede neler öğrendiğimi paylaşmak istedim. “İyi de neden 250 kişiyle buluştun?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim  Başlamadan önce uzun bir video paylaşmak istiyorum. Yaptığım işle ilgili pek çok soruyu cevapladığı için faydalı olabilir. 7 Nisan’da Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş kampüsünde Istanbul Coders topluluğu üyeleriyle buluşup “Crossover ile uzaktan, tam zamanli calisma firsatlari” konusunu konuşmuştuk, soru cevaplarla konu iyice açılmış ve anlatılmış oldu. Mülakat kelimesini kasten kullanmıyorum çünkü yaptığım görüşmeler birer mülakat değil tanışma toplantısı, Türkiye operasyonunu yönettiğim şirket tüm pozisyonlarda sınavla işe alım yapıyor, dolayısıyla süreci anlatıp bilgi vermek ve network paylaşmak benim görevim. Görüştüğüm herkese ayrı ayrı selam ederek başlayayım, her biri nev-i şahsına münhasır Türkiye’nin kıymetli teknik adam/hanım’larıydı. Bu yazıda bu kitleyle ilgili bazı çıkarımlar yapacağım, sizinde deneyimledikleriniz varsa lütfen konuyu yorum yaparak zenginleştirin, konuşalım.

1) İŞ BİLMEYEN YÖNETİCİ SORUNU

Görüştüğüm 250 kişinin 3’te 2’sinin ortak sorunu iş bilmeyen yöneticiler. Türkiye’de yaygın olan ve yalnızca “müdür” lük yapan yöneticiler teknik adamları bunaltıyor. Burada düşünüldüğü gibi asıl sorun işlerin yetişmemesi veya teknik adamların sorumsuz olması değil yöneticilerin teknik detaylara hakim olmayışı.

Herkesin ortak derdi “ne yaptık, neredeyiz” diye sürekli onları pingleyen yöneticiler. Yazılımcılar bunun dikkat dağıtıcı ve üretkenlik düşmanı olduğuna inanıyorlar. Çoğu pragmatik zihin yapısına sahip yazılımcılar işlerini kaybetme riskinden dolayı dile getiremeseler de emin olun içlerinden

“Ne bileyim ne yaptık ulan, git Jira’ya bak ne yaptığımızı çok merak ediyorsan!”

diyorlar. Elimizdeki kabiliyetli adamları/hanımları kaçırmak istemiyorsak şapkamızı önümüze alıp yönettiğimiz işlerle ilgili ne kadar teknik derinliğimiz olduğunu sorgulamamız gerekiyor. Unutmayın, öğrenmek için hiç bir zaman geç değil ve şunu da belirtmek istiyorum ki Amerikan teknoloji şirketlerinin neredeyse tamamı yalnızca kutular çizen, teknik dışı yönetici, yani “müdür” tipine hiç saygı duymuyor.

“Ben son 10 yıldır kod yazmıyorum” diye bir şey yok, eğer teknik bir yönetici olduğunuzu iddia ediyorsanız “hands-on” deney yapmayı hiç bırakmamanız gerekiyor. Amerikalı şirketler bu tip yöneticilerin doğru teknoloji tercihleri yapabileceğine inanmıyor.

Jira: Yazılım geliştirmede proje, görev ve ekip yönetimi için kullanılan ticari bir yazılım.

2) SAÇMA ÇALIŞMA SAATLERİ

Çalışanların neredeyse tamamı işe geliş/gidiş e fiziksel olarak ofiste bulunma zorunluluğundan şikayetçi. Kendi gündemlerini yönetebileceklerini ve bunun takip uzaktan takip edilebileceğini biliyorlar. Hepsi her gün yolda geçirdikleri saatlerden hayıflanıyorlar ve haksızda sayılmazlar.

Daha önce belirttiğim gibi, İstanbul’da yaşayan ve ayda 10.000 TL kazanan bir çalışanın yalnızca yıllık trafik maliyeti 45.000 TL’yi buluyor, bu bedeli hem şirket motivasyon kaybı olarak ödüyor hem de çalışan bedeniyle ödüyor. Bu kabiliyetleri uzun vadede elde tutmak istiyorsak bu konuda biraz daha düşünmek ve ölçülebilir serbestlik sağlamak gerekiyor.

3) SORUNLU MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ

Görüştüğüm arkadaşların 3’te 1’i sorunlu müşteri ilişkilerinden şikayetçi. Koca yazılım şirketlerinin son dakikada gelen müşteri talepleri yüzünden devasa yazılım projelerini saatler içinde mimari olarak değiştirmek istemesini sinir bozucu buluyorlar. Teknik adamlar meydan okumalardan keyif alsa da teknoloji tarafındaki meydan okumaları tercih ediyorlar. Birde buna birinci maddede bahsettiğim baskıcı yönetici tipi eklenince işlerini çekilmez buluyorlar ve alternatifler araştırmaya başlıyorlar. Sütten ağzı yananların tamamı yeni bir işe girmeyi değerlendirmeden önce bu tür bir iş akışı olmadığından emin olmak istiyor. Yazılım şirketlerinin müşterileri ile proje başında daha sağlam teknik mutabakat yapmaları bu tür sorunları azaltabilir.

4) YETERSİZ KAZANÇ

Öncelikle işe bu insanların profilini değerlendirerek başlamamız gerekiyor, neredeyse %99’u akıcı İngilizce konuşabilen bu insanlar yurt içi ve yurt dışı pek çok haber kaynağından besleniyorlar. Dolayısıyla meslektaşlarının yurt dışında ne kadar kazandığına dair bazı fikirleri var ve yeni trendleri, gelecek vadeden teknolojileri yakından takip ediyorlar. Crossover gibi küresel oyuncuların da pazarda olduğunu varsayarsak “Türkiye’deki B şirketi de bu kadar ödüyor” diyerek beklentilerini gözardı etmek pek mantıklı değil, hızlı bir şekilde fırsat maliyetlerini hesaplayıp alternatif aramaları normal.

5) KARİYER GELİŞİMİ İÇİN YOL HARİTASI YOKSUNLUĞU

Özellikle kıdemli çalışanlar “olduğu olacağı bu” gibi bir hissiyata sahipler, özellikle büyük şirketlerde çalışanlar “Türkiye’de daha iyisi olmaz” gibi bir düşünce içindeler. Haklı olup olmadıklarını bilemiyorum tabi ama yerel şirketler için tehlike çanları çaldığı kesin. Neden böyle düşündüklerini sorduğumda özellikle büyük holdinglerde çalışanlar “bizim şirkette yüklseme yaşa bağlı”, “artık yükselmek bağlantı işi” gibi sebepler söylüyorlar. Bu da onların farklı alternatifler ve teknik meydan okumalar aramalarına sebep oluyor.

Bunun gibi katı ve etkileşime giremeyecekleri kariyer gelişim imkanları sağlamak yerine yine zorlayıcı fakat belirli hedeflerle ortaya konmuş yükselme şartları belirlemekte fayda var. Bu onları daha da ateşleyecektir, net bir yol haritası sağladığınızda üretkenliklerinin arttığını göreceksiniz. Crossover’da tüm sınavlar her zaman açık, Amerikalı teknoloji şirketlerinin yükselme için tek bir şartı var, arzu edilen pozisyonun sınavlarının Crossover’da geçilmiş olması. Kimse çalışanlara “demek yükselmek istiyor, dur biraz hayatı zindan edeyim” demiyor ve bundan iş çıktısı ve sadakat anlamında epey bir kâr ediyorlar.

6) OFİS İÇİ ENTRİKALAR

Bu insanların tamamı belirgin bir şekilde zeki, matematik zekaları bariz ön planda, çoğunun sosyal olarak çok geniş bir networkleri yok. Tam da bu sebepten sizin yapmadığınız gibi saatlerce IDE başında uygulama geliştirebiliyor, gecelerce araştırma yaparak proje geliştirebiliyorlar. Dikkat eşikleri bizimkinden gelişkin olsa da bu insanların içinde yalanı, iftirayı, dedikoduyu ve zaman kaybını barındıran ofis içi entrikalarda başarılı olmasını bekleyemezsiniz. Aksine işler çirkinleşmeye başladığında agresifleştiklerini ve içe kapandıklarını görürsünüz. Bu insanlardan beklenmesi gereken en son şey rasyonel olmayan konularda üretken olmalarını ve siyaset yapmalarını beklemek. Bariz kaybedecekleri bir oyuna bu insanları dahil etmek yerine basit ve anlaşılır metrik’lerle onları ölçümlemek ve bu ölçümlemeyi onların gözü önünde yapmakta fayda var. O zaman daha mutlu, üretken ve sorunsuz çalıştıklarını göreceksiniz.

Crossover’ın kendi içinde uyguladığı Cross Team isimli yönetim konseptiyle herkes hem kendi hem arkadaşlarının metriklerini net bir şekilde görebiliyor. Eğer sonuç üreten yeni bir metod buldularsa bunu takım arkadaşlarına uygulama yetkisi veriyor. Üretkenliğin 2-3 kat fazla olma sebeplerinden biri de bu. Diğer sebeplerine başka yazılarda değineceğim.

[BONUS] 7) ÖĞRETMENLERLE EVLENİYORLAR 

Evet şaka değil, bonus bilgi vermek istedim. Öyle ki artık “sizin fakültede ders mi var abi böyle” diye takılmaya başladım arkadaşlara, “Öğretmen Kız Bulma 101” gibi sistemli bir şekilde bunun öğretildiğini düşünmeye başladım. Erkek ağırlıklı bir kitleden söz ediyoruz ve çoğunlukla öğretmen kızlarla evlenmeyi tercih ediyorlar. Henüz evlenmemiş öğretmen hanımlar, kitle belli! Yürüyün! 

TOPLANTI VERİLERİ

Crossover’da her işi olduğu gibi 1:1 toplantıları da çok detaylı bir şekilde ölçüyoruz. 6 Haftada yaptığım 250 toplantının verileri şöyle:

  1. 250 Kişiden 128’i Crossover üzerinde en az bir pozisyona başvuru yapmış.
  2. 250 Kişiden 116’sı ilk kademe sınavlarımıza katılmış. (Basit algoritma soruları veya test şeklinde oluyor.)
  3. 250 Kişiden 58’i ikinci kademe yani kapsamlı proje ödevi sınavına katılmış.
  4. 250 Kişiden 83’ü bu toplantıyı Skype üzerinden yapmayı tercih etmiş.
  5. Bu 250 kişiden 17’si başarılı olarak Crossover üzerinden Amerikalı teknoloji şirketleriyle çalışmaya başlamış.

BAŞVURU VE MÜLAKAT TAVSİYELERİ

BAŞVURU VE MÜLAKAT TAVSİYELERİ

Bu soruyu çok kez cevaplamak zorunda kaldığım için bir comTalks yazısına dönüştürmenin daha geniş gruplara fayda sağlayacağını düşündüm. Pek çoğumuz Türkiye’deki şirketlerde çalışıyoruz fakat kaçırdığımız dev bir fırsat olabilir. Özellikle iş hayatınızın son 24 ayında yeni bir şey öğrenmediyseniz sizin için tehlike çanları çalıyor demektir. Kariyerimizin bir sonraki adımında yabancı bir şirketle çalışmak bize yeni ufuklar kazandırabilir. Dışarıda daha fazla fırsat ve tabi beraberinde rekabet olduğunu hepimiz biliyoruz.

Her hafta yaklaşık 500-600 başvuru yöneten biri olarak, uzaktan çalışılacak işlerde rakiplerden farklılaşmak için neler yapılması gerektiğiyle ilgili bazı incelikler paylaşmak istiyorum. Daha önce yüz yüze görüşme yaptığım arkadaşlar dejavu yaşayabilir çünkü kesin bahsetmişimdir bu farklılaşma yollarından. Özellikle uzaktan çalışacağınız bir işe başvuru yaparken dikkat etmeniz gereken bazı detaylar var;

1- TİCARİ DEĞERE ODAKLANIN, YEREL ŞİRKETLERİ UNUTUN

Bir düşünelim, Avrupa veya Crossover gibi US merkezli platformlar üzerinden iş arıyorsunuz ve kendinizi anlatmanız gerekiyor. Her zaman sizi değerlendirecek kişinin perspektifinden bakmaya çalışmakla başlayın işe. Yaptığınız bir yazılım projesinin değerini anlatırken “Arçelik’e şöyle bir proje yaptım çok güzel oldu” demek yerine “Türkiye’nin lider beyaz eşya üreticisine yaptığım x projesi x kişiye ulaştı ve toplamda x dolarlık değer yarattı” demeye çalışın. Unutmayın, Türkiye’de çocukluğunuzdan beri maruz kaldığınız medya akışı sebebiyle herkesin bileceğini düşündüğünüz marka ve kişileri Türkiye dışındakiler bilmiyor olabilir, hatta gerçekçı olalım, bilmezler.

Burada çekinecek bir şey yok, kendinizi övmüyorsunuz, mesleki olarak başarılarınızı anlaşılabilir bir formatta aktarıyorsunuz. Bunda başarılı olabilmek için öncesinde oturup düşünmekte, biraz veri madenciliği yapmakta fayda var, kendinize sormakla başlayın “ben kimler için neler yapmışım ve ne gibi faydalar üretmişim?”. Her proje için ilgi görecek verilerin listesi şöyle;

  1. Kaç $ kazandırdın?
  2. Kaç $ tasarruf ettirdin?
  3. Projen kaç kişiye ulaştı?
  4. Nasıl bir veri yapısı vardı?
  5. İş zekası anlamında neler ürettin? Veriyi nasıl kullandın?

2- PROJENİZİ HAZIRLARKEN DETAYCI VE TİTİZ OLUN

Burada en önemli kurallardan biri başvurudan sonraki adımda karşınıza çıkacak sınav esnasında verilecek özellik/kural listesine %100 uymak. Şunu her zaman akılınızda tutmalısınız ki, projenizi değerlendirecek kişi süper yetkin biri olmayabilir. Yalnızca belli kurallara göre değerlendirme yapan nispeten daha az deneyimli biriyse projeniz direkt elenir veya eksi puan alır. Bunun önüne geçmek için değerlenirici gözünden bakmalı ve istenenleri eksiksiz vermeye çalışmalısınız. Doğaçlayarak vizyon farkınızı ortaya koyma işi bundan sonra gelir. Peki bu nasıl oluyor? Bazı mesleki örneklerle gidelim.

Yazılım Projesi: Eğer mimari seviyede deneyim gerektiren bir pozisyona başvuruyorsanız bir kere düşünün, sizi ne farklı yapabilir? Doğaçlamaya başlamadan önce specleri dikkatle okuyun ve projenizi öyle hazırlamaya başlayın. Bazı şeyler dünyanın her yerinde aynıdır, bu alandaki altın anahtarları şöyle sayabiliriz: function reliability, design documents and UML, function modularity.

UI, UX ve Dijital Tasarım Projesi: Yaptığınız işin günlük bir iş olmadığını ve tam anlamıyla “kurşun geçirmez” olması gerektiğini unutmayın. Kendiniz için tasarım yapmadığınızı, elinizde A/B verisi olmasa dahi geçmiş deneyimlerinizi kullanarak etkileyici işler yapabileceğinizi unutmayın. Mutlaka cross-platform çalışmaya, renk ve listeleme seçenekleri ile mümkünse tüm varyasyonları bir kütüphane olarak çalışın. Burada benim gördüğüm en etkileyici örnekler, tema satılan siteler, pazardaki rekabet onları çok kreatif ve detaycı olmaya zorlamış. Bir iş başvurusu yaparken örnek alınabilir.

Finans Projesi: Genellikle sanal bir fatura/işlem seti üzerinden veri çıkarma ve vizyon gösterme olarak gerçekleşen sınavlarda UFRS kurallarına bire bir uyarak global standartlara ilişkin bilgi ve aşinalığınızı göstermekte fayda var. Mesleğin gereği olarak yoruma dayalı kalmak yerine veriye dayalı kalmak ve mümkünse eldeki veriyi projeksiyon modellemeleriyle ileriye dönük değerlendirmek bir artı olabilir.

Pazarlama Projesi: Ülkemizde yeni yeni farkına varılsa da tüm dünya artık şunu çok iyi biliyor. Devasa pazarlama departmanları ve yaptığı işin “sanat” olduğuna inanan kibirli pazarlama direktörleri işsiz kaldılar veya kalmak üzereler. Bu vadenin 5 yıl olması hiç bir şey değiştirmiyor. Pazarlama dünyasını yakın zamanda sık sık dile getirdiğim Growth Hacker’lar domine edecekler. Sektör ve iş farketmeksizin düşük bütçelerle deneyler yapabilen ve ölçekleme yollarını bilen Growth Hacker’lar koca pazarlama departmanların işlerinden edecekler. Bu anlamda eğer pazarlama ile uğraşan biriyseniz mutlaka şu kitabı okuyun ve kendinizi veriye dayalı pazarlama yapan bir profesyonel olarak konumlandırın. Yazının bir önceki bölümünde bahsettiğim gibi mutlaka ve mutlaka “business value” anlatın. Gizli sayılan şirket verilerini şayet yayınlayamıyorsanız da kişisel portfolyonuzda mutlaka saklı tutun ve başarılarınızı net verilerle göstermekten çekinmeyin. Şimdiye kadar bu işi yapmadıysanız da geç kalmış değilsiniz bundan sonra böyle düşünmeye gayret edin. İşaret ettiğim kitap önemli çünkü veriyi nasıl sunacağınız konusunda ciddi örneklerle sizi bilgilendirebilir.

Şimdilik detaylarına girmiyorum çünkü bu üç konuyu ayrı ayrı ustalarıyla röportaj yaparak işlemek istiyorum ilerleyen günlerde. Pazarlama ve UX dışındaki alanlarda bilgim eksik olabilir eksikte yönlendirmek istemiyorum.

Ek olarak klasik bir işe alım sürecinde proje hazırlarken şayet verilmiş bir “beklentiler listesi” varsa tüm detaylara çalışmakta fayda var. Öyle ki hazırlamanız istenen projenin açıklamasında “opsiyonel” notuyla yer alan tüm özellikleri de projenize dahil etmelisiniz. Opsiyonel yazsa da arka tarafta genelde notlanıyordur. Birazcık daha çalışarak kusursuz bir iş teslim etmek varken global işlerde rekabette göz önüne alındığında risk almaya değmez.

3- ŞAKA DEĞİL, LİNKEDİN PROFİLİNİNİZİ GELİŞTİRİN

Küçük bir detay gibi görünse de başvuru sürecinin ilk adımında minicik bir formu doldururken veya linkedin hesabınızı bağlarken çok dikkatli olmanız gerekiyor. Adı üstünde işe alım uzmanları genelde yeni bir kariyer yolculuğunun ilk adımı olurlar. Önlerindeki filtrelere göre çeşitli adaylara ulaşıp onları karar vericilere taşıyarak süreci başarıya götürmeye çalışırlar. Tamda bu noktada hayalinizdeki şirketin işe alım uzmanının sizin kadar deneyimli olamayabileceğini düşünün ve basit bir şekilde mesleğinizi ve deneyiminizi anlatmaya gayret edin.

Burada küçük bir tavsiye, “Code Monkey” falan gibi genele göre anlamlı olmayan ünvanlar kullanmak yerine “Enterprise Software Architect” gibi daha geniş kullanımlı ünvanları tercih edin. Burada yaptığınızın SEO’dan pek farkı yok, yine filtreleme ve tüketim tercihi yapacak bir insan grubuna göre içerik geliştiriyorsunuz. İşe alımcılara göre.

Beklentiyi doğru yönetmek adına, henüz sektörde 1 yıllık deneyiminiz varsa şayet (-ki bu utanılacak bir şey değil), ünvanınıza Senior Mobile Developer yazmayın. İşe alım uzmanı son derece robotik bir şekilde (siz ne kadar yetenekli olursanız olun) toplam iş deneyiminizle ünvanınızı karşılaştıracaktır, komik duruma düşmeyin. Unutmadan, eğer iş arayışınız varsa Linkedin’de deneysel bir projenizde (kişisel blogunuz olur bu genelde) Founder, CEO falan olarak işaretlemeyin kendinizi. Genel aday filtrelemesinde işe alım uzmanlarının çoğu bu ünvanları otomatik olarak eliyor, bilginize.

Son olarak bu bölümün en can alıcı tavsiyesi geliyor  Profilinizde lütfen düğün fotoğrafınızı kullanmayın. Lütfen 

4- KENDİ ALANINIZDA BİR KANAAT ÖNDERİ OLDUĞUNUZU (VEYA BUNA DÖNÜŞME POTANSİYELİNİZ OLDUĞUNU) GÖSTERİN

Sosyal medyadaki paylaşımlarınızın en az %80 oranında mesleki bilgi içerdiğinden emin olun. Tamamen ticari olmak zorunda değil ama birikim sahibi olduğunuzu düşündüğünüz alanla ilgili özgün içerik paylaşmaya dikkat edin. Söylerken çok kolay ama anlamlı paylaşım yapmak bir bilinçaltı beslenme işi, zihninizi bir konuda beslemek için ciddi bir okuma listesi ve disiplini geliştirmeniz gerekiyor. İlgilendiğiniz alanda dünyada isim yapmış kişilerin okuma listelerine ulaşmaya çalışarak başlayabilirsiniz. Hatta bir adım ileri giderek direkt mail atarak sorabilirsiniz. Goodreads gibi servislerde faydalı olabilir. Sonrasında benim şu adreste derlediğim gibi sizde kendi okuma listelerinizi başkalarıyla paylaşabilirsiniz. Tüm bunları elbette önce bilgi/deneyim paylaşmak için yapın fakat şunuda unutmayın; Pek çok şirkette “sanity check” dedikleri bir değerlendirme mekanizması var. Yani işe almadan, hatta mülakat bile yapmadan önce twitter, facebook, linkedin vs kontrol edilip hakkınızda hızlıca fikir edinmeye çalışıyorlar. Daha açık olalım, akıllı bir insan mı diye bakıyorlar. Hak verin, kimse bir ruhsal bozuklukları olan biriyle çalışmak istemez.

Özel hayatınız için sosyal ağları hiç kullanmayın demiyorum tabi ama platformlardan birini seçip onu sadece bu amaca ayırmak akıllıca olabilir. Benim örneğimde bu Instagram.

5- NEGATİF YORUM YAPMAKTAN KOŞARAK KAÇIN

Geçtiğimiz hafta yayınlanan Uzaktan Çalışma İtirafları yazısının üçüncü bölümünde paylaştığım gibi, eğer siyasi bir iddianız/ağırlığınız yoksa sosyal alanlardaki içeriğinizin direkt veya dolaylı yoldan siyasi olmasınında anlamı yok. Eğer sizinde siyasete etki gücünüz benim gibi 4-5 yılda 1 oy ise sosyal alanlardaki paylaşım-takip oranınızı buna indirgeyin. Buda yuvarlak bir hesapla dört yıllık paylaşımlarınızın %0,07 kadarı siyasi olabilir demek. Yani yılda 1, dört yılda 4 tane siyasi paylaşım hakkınız var, iyi kullanın  Mevcut oranınızı öğrenmek istiyorsanız son 10 paylaşımınız üzerinden mevcut oranınızı hızlıca öğrenebilirsiniz.

Bir adım ötesi olan küfür, hakaret ve argo konusu var. İnanın klavye başında bir şeylere küfür etmek (ne kadar hak ederlerse etsinler örn: Kızılay Patlaması, Beyoğlu Patlaması) sizi daha mert, daha açık sözlü veya daha cesur biri yapmıyor. Dünyada bu kadar pozitif şey olurken sürekli birilerine söven bir insana dönüşmeyin. İlham almak ve “güzel şeylerde oluyor” diyebilmek istiyorsanız Kickstarter kampanyalarını takip edin, zehir gibi, gencecik pek çok insan yeni şeyler deniyor. Esasen agresif paylaşımlar sizi rahatlatmıyorda, sosyal medya üzerinden size karşıt görüşte olan birilerinin fikrini değiştirmekte imkansız olduğuna göre, bence buna dikkat etmekte fayda var. Yüksek ihtimalle profilinizi inceleyen işveren veya işe alım uzmanı sizi bir takımın parçası olarak değerlendiriyordur ve kimse denge bozan, agresif birini yanında istemez.

Canavar gibi Türk yeteneklerine ve bilhassa ülkemin müteşebbislerine faydalı olması dileğiyle. Yabancı şirketlerle mülakat deneyimlerinizi yorumlarda paylaşarak konuyu zenginleştirebilirsiniz.